Yumurtalarını Ağzında taşıyan Erkek Çene Balığı Hakkında Bilmeniz gereken 5 şey

YÜCE ALLAH’IN MUHTEŞEM YARATMA SANATINA BİR ÖRNEK: YUMURTALARINI OLGUNLAŞANA KADAR AĞZINDA TAŞIYAN ERKEK ÇENE BALIĞI (JAWFISH)
erkek-cene-baligi4
Erkek çene balıkları, döllediği 400 civarındaki yumurtasını olgunlaşıp yavru balık haline gelene kadar, ortalama 10 gün boyunca ağızlarında taşıyıp korumakta ve o yumurtaların havalanmasını ve temiz bir halde kalmasını saglamaktadır.
erkek-cene-baligi
Bu süre içinde beslenmez ve yumurtaların bakımı için diğer aktivitelerini yavaşlatır.
Ağzında dişleri olmasına ragmen yumurtalara bir zarar vermemekte ve onları yutmamaktadır.
erkek-cene-baligi3
Erkek çene balığı önemli bir fedakarlıkta bulunmaktadır. Sabırla ağzında yumurtaların büyümesini bekler, onları zarar verecek canlılardan korur ve doğan yavrularını da yine Allah’ın ilhamıyla yaptığı güvenli yuvasına bırakır.
yellohead jawfish churning Bonaire
O, kime dilerse rahmetini tahsis eder, Allah büyük ‘lütuf ve ihsan (fazl)’ sahibidir. (Ali İmran Suresi, 74)jawfish

Kimyasal Hipnoz: Çekirge Ve Parazit

Bir kıl kurdu türü olan "Spinochordodes tellini" isimli bir parazit, çiftleşebilmek için çok ilginç bir plan uyguluyor.
Bir çekirgenin beynini kimyasal yöntemlerle kontrol altına alıyor.
NASIL MI?
Parazit, çekirgenin sahip olduğu proteinleri taklit eden çok özel moleküller üreterek çekirgenin merkezi sinir sisteminin içine yerleşiyor. Ve burada nörotransmiter aktivitelerin kontrol edildiği alana bağlanıyor. Proteinlerin bir kısmıda geotaktik aktivitelerin kontrol edildiği alana bağlanıyor. Yerçekimi ile karşılaştığında vücudun refleks olarak yapacağı hareketi ve vereceği yanıtı bu alan kontrol ediyor.
Son derece stratejik bir yere çok iyi bir planla konumlanan parazit, artık burada beklemeye başlıyor.
Ta ki, kendi çiftleşme zamanı gelene kadar...
Çiftleşme vakti geldiğinde, çekirgenin beynini artık tamamen kontrol altına almış olan parazit; çekirgeye komut vererek suya doğru kendini atmasını söylüyor.
Çekirge, kendisi için adeta bir intihar anlamına gelen bu hareketi adeta hipnotize olmuş gibi yapıyor ve kendini suya atıyor.
Çekirgenin suya düşmesi ile birlikte, içerisinden neredeyse 3 ila 4 katı uzunluğunda çekirgenin içinde saklanan parazit dışarı çıkıyor ve suda çiftleşmeyi planladığı eşini aramaya başlıyor.
Kaynak: Proceedings of the Royal Society B, (DOI:10.1098/rspb.2005.3213)

Allah'ın Kar Tanelerinin İçinde Yarattığı İhtişam

Elimizde bir imkanımız olsa ve bütün yağan kar tanelerini bir araya getirip inceleyebilsek, hepsinin birbirlerinden tamamen farklı olduklarını görürüz. Bunun nedeni, kar tanelerini meydana getiren su moleküllerinin moleküler özelliği ve kar kristallerinin buna bağlı olarak farklı geometrik yapılarda oluşmalarıdır. Asıl dikkat çekici olan ise; meydana gelen bu çeşit çeşit kar tanelerinin mükemmel ve kusursuz bir simetriye sahip oluşlarıdır. Birbirleriyle gevşek bir şekilde bağlanarak kar tanesini meydana getiren kristaller, birbirlerinden o kadar farklı şekillerde oluşurlar ki, hiçbir kar tanesi bir diğerine benzemez. Kar kristallerindeki muhteşem yapının fark edilmesi, bilim dünyasını şaşırtmış ve bilim adamlarında büyük bir hayranlık meydana getirmiştir. Öyle ki, kar kristalleri üzerinde ilk araştırmaları yapan Amerikalı Wilson Bentley, gördüğü muhteşem sanat karşısında çok etkilenmiş ve elli yıl boyunca sürekli kar kristali resmi çekerek bu kar tanelerini incelemiştir. (http://www.samanyoluhaber.com/haber-88274.html) Bentley keşfettiği kristal aleminin eşsizliğini ise şöyle dile getirmiştir: “Mikroskobun altında kar tanelerinin mucizevi güzellikte olduğunu keşfettim. Bu güzelliğin başkaları tarafından görülmemesi ve gerekli önemin gösterilmemesi büyük bir kayıp. Her kristal bir tasarım harikası ve hiçbir dizayn bir daha tekrarlanmıyor....” Kar kristallerinde görülen farklılıklar bitip tükenmediği için günümüzde halen bu konuda araştırmalar devam etmektedir. Çoğu Zaman Farkına Varılmayan Sanat Eserleri Gökyüzünden düşen kar tanelerinin her birinin birbirinden farklı olduğu çoğu insanın bilmediği bir konudur. Bilinse bile bu gerçeğin muhteşemliği üzerinde fazla düşünülmemiş olabilir. Oysa kar kristallerinin hepsinin altı köşeli olup yapılarının birbirinden farklı olması çok büyük bir mucizedir. Böyle bir çeşitliliği hiçbir sanatçı, mimar ya da bilim adamı gerçekleştiremez. Üstelik, Yüce Allah bu sanatı 0.1 milimetre olan bir mekanın içerisine yerleştirmiştir. Amerikalı Fizik Profesörü Kenneth Libbrecht kar kristallerinin bu muhteşem yapısı üzerinde araştırma yapan bir başka bilim adamıdır. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde çalışmalarını yürüten Libbrecht kar tanelerinin gerçek fotoğraflarını çekerek, Allah'ın yaratma sanatındaki kusursuz güzelliği gözler önüne sermiştir. Profesör Libbrecht, şimdiye kadar yapılan çalışmalar içinde kar tanecikleri arasında aynı büyüklükte, aynı şekilde ve aynı sayıda su molekülü ihtiva eden iki kristalin bile bulunmadığını ifade etmiştir. Libbrecht teknolojik cihazların yardımıyla görüntülediği kar kristallerinin açıları, motifleri ve renkleri arasında bile farklılıklar olduğunu ispatlamıştır. Kar Kristalleri Nasıl Oluşuyor? Bir kar tanesi küçük bir toz tanesi etrafında oluşmaya başlar. Oluşan bu kristal gitgide büyür ve köşelerinden itibaren küçük kollar oluşmaya başlar. Hava soğudukça bu kolların büyümesi biraz daha hızlanır. Hava değişimlerine maruz kaldıkça, oluşan bu yapı üzerinde kılcal uzantılar gelişir. Kar çevreye savruldukça ve değişik koşullara maruz kaldıkça bu yapılanma devam eder ve her koşula uygun farklı bir özellik kazanmaya başlar. Tek bir kar tanesindeki her kol aynı gelişmeyi yaşadığından bütün kollar birbirine benzer ve son derece kompleks bir yapı meydana gelir. Meydana gelen altıgenle bağlantılı olarak altının katlarına bağlı bir simetri oluşur ve kristal üç boyutlu yapısını kazanmış olur. Evreni en ince ayrıntısına kadar Allah yaratmış ve Kendi sıfatlarıyla şekillendirmiştir. Var olan her şey O'ndandır. Tüm güzellikler, incelikler O'nun aklının tecellileridir. İnsana düşen, Allah'ın yarattıklarındaki eşsiz sanatı görmek ve bunların üzerinde düşünmektir. Allah Örneksiz Olarak Yaratandır Her bir kar tanesi Allah'ın izni ile yeryüzüne düşer. Karın oluşabilmesi için gerekli tüm etkenleri yaratan Allah'tır. Isı değişimi, hava akımları, kristalleşme Allah'ın dilemesiyle gerçekleşir. Allah her bir su damlasını soğuk hava ile karşılaştırır ve çok ince buz parçalarına dönüştürür. Her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah, trilyonlarca kar tanesini ihtişamlı bir sanatla yeryüzüne gönderir. Her şeyin Allah'ın dilemesiyle var olduğu bir ayette şöyle bildirilmektedir: “Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 117) Burada Allah'ın sonsuz yaratma gücünün daha iyi anlaşılabilmesi için karla kaplı olan bir manzarayı gözünüzün önüne getirin. Ağaçların, yolların, arabaların ve evlerin çatılarının karlar altında olduğu bir sokağı düşünün. Şimdi burada var olan kar taneciklerini saymaya kalktığınızı farz edin. Böyle bir sayma işlemini başarmak imkansızdır. Çünkü bir metre küp karda bile 350 milyon tane kar taneciği bulunduğu tahmin edilmektedir. Şimdi bu 350 milyon tane kar taneciğinin her birinin farklı altıgen motifleri olduğunu düşünün. Daha sonra karşınızda duran karla kaplı manzaraya bakın ve kaç tane farklı kar kristali motifi ile karşı karşıya olduğunuzu düşünün. 350 milyon tane birbirlerinden açıları, renkleri ve motifleriyle farklı deseni bile insanın zihninde canlandırması mümkün değildir. Dünyada hiçbir ressamın veya hiçbir tasarımcının birbirinden farklı 350 milyon resmi veya desen çalışması yoktur. Allah ise sadece bir metreküp karda 350 milyon ayrı desen yaratmaya kadir olandır. Kuran'da Rabbimiz'in yaratma ilmi şöyle haber verilmektedir: “Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nahl Suresi, 17-18)

Istakozların Kare Prizmalardan Oluşan Gözleri

Istakoz gözü diğer birçok canlının gözünden farklı olarak "kırılma" değil, "yansıma" prensibiyle çalışır. Istakoz gözünün ilk dikkat çeken özelliği, yüzeyinin çok sayıda kareden oluşmasıdır. Bu kareler, son derece düzgündür. Amerikalı biyolog Hartline, Science dergisindeki bir makalesinde şöyle der: "Istakoz bugüne kadar gördüğüm en dikdörtgene benzemez canlıdır. Ama mikroskop altında, ıstakozun gözü kusursuz bir grafik kağıdına benzemektedir." Istakoz gözü üzerindeki bu düzgün kareler, aslında birer kare prizmanın ön yüzeyidir. İşin daha da dikkat çekici yanı ise, ıstakoz gözündeki bu kare prizmaların her birinin iç yüzeyinin "ayna" yapısında olmasıdır. Bu ayna benzeri yüzeyler ışığı kuvvetli biçimde yansıtır. Bu tasarımın en önemli noktası ise, bu ayna yüzeylerden yansıyan ışığın, daha arka taraftaki retina üzerine kusursuz bir biçimde odaklanmasıdır. Gözün içindeki bu prizmalar öyle bir açıyla yerleştirilmiştir ki, hepsi ışığı hatasız bir biçimde tek bir noktaya yansıtır. Istakoz gözündeki bu tasarımın evrim teorisi adına çok büyük bir sorun oluşturduğu ise açıktır. Öncelikle, göz, "indirgenemez komplekslik" özelliğine sahiptir. Eğer bu gözün ön kısmındaki kare hücreler ve bu hücrelerin yansıtma özelliği olmasa veya arkadaki retina tabakası bulunmasa, göz hiçbir şekilde işlev görmeyecektir. Dolayısıyla ıstakoz gözünün "kademe kademe" oluştuğu ileri sürülemez. Bu denli mükemmel bir tasarımın bir anda tesadüfen oluştuğunu öne sürmek ise, tümüyle akıl dışıdır. Açıktır ki, Allah, ıstakozun gözünü bu mükemmel sistemiyle birlikte yaratmıştır.

İncir-Yabanarısı İş Birliği

Borneo'da yetişen boğazlayan türü incir ağacı, bir tür yabanarısı ile ortak bir yaşam sürdürür. İncir, yabanarılarının yumurtaları için güvenli bir barınaktır. Buna karşılık yabanarıları da polenlerini taşıyarak incirin döllenmesine yardımcı olurlar. İncirin olgunlaşması ile birlikte incirin içine bırakılmış olan yabanarısı larvaları da olgunlaşır. Haftalar sonra yumurtalardan kanatsız ve kör olan erkek yabanarıları çıkar. Erkek arılar çiçeğin dişi organının duvarlarını açarak içeriye girer ve burada bulunan dişi yabanarısı ile çiftleşirler. Erkek yabanarısının kısa hayatındaki son görevi eşi için bir çıkış tüneli açmaktır. Erkekler genellikle yüzeye çıkar çıkmaz ölür. Hamile dişi yabanarısı yumurtalarını bıraktığı incirin içinde bulunan erkek çiçekten aldığı polenleri taşıyarak birbirine bağlar. Bulunduğu ağaçtan başka bir tanesine doğru uçarak, olgunlaşmamış incirin alt kısmındaki dişi organın bulunduğu yere girer. İncirin içindeki labirentler boyunca ilerler. Yumurtalığının ulaştığı her çiçeğin dişi organına bir yumurtasını bırakır ve çiçeğin polenlerini her yere sürer. Dişi yabanarısı da erkek gibi görevini tamamladığında ölür. Bir süre sonra dişi yabanarısının bıraktığı yumurtalardan yeni yabanarıları çıkar. Bunlar da polenlerle kaplı olarak daha önce erkek yabanarısı tarafından açılan tünelden dışarı çıkarlar. Ve üreme zincirine devam etmek için başka bir incire geçerler. (evrimefsanesi.com) Yabanarısının böyle bir yöntemi kendi kendine bulması, kendi iradesiyle bu zinciri oluşturmaya karar vermesi ve bunu diğerlerine öğretmesi imkansızdır. Bu detayların tümü Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah tarafından yaratılmıştır.

Böceklerdeki Uçuş Mucizesi

Uçan Böcekler Kanatlarını Kuşlardan Farklı Yönde Kullanıyorlar

Böceklerin kanatlarını çırpması, birkaç istisna dışında, “aşağı-yukarı” yönlerde değil, “ön-arka” doğrultusundadır.( a.g.e.) Bu, gerçekten ilginç bir durumdur. Çünkü bu canlıların kanatlarını öne arkaya hareket ettirerek uçmaları mucizevi bir başarıdır. Böcek kanatlarını öne doğru iterken kanadının üst yüzü yukarı bakar, kanadın arkaya hareketinde ise kanadın altı yukarıya bakmaktadır. Örneğin bilim adamları sineğin uçuşunun hayret verici olduğunu şu şekilde anlatmışlardır: “İlk bakışta, sinek her şeyi yanlış yapıyor gözüküyor. Birincisi, sertlik için biraz buruşmuş da olsa, düz bir kanadı vardır ve herhangi bir aerodinamik yüzeyden yoksundur. İkincisi kanatlarını havada akım ayırma ve tutunma kaybı açılarının sınırlarının üzerinde hareket ettiriyorlar. Aerodinamik kurallara uymamalarına rağmen, sinekler uçmayı nasıl başarıyor?” (A.g.e) Sineğin bu gizem dolu uçuşunun sırrını çözmek için yapılan matematiksel hesaplamalar ve bilgisayar analizleri o kadar kompleksti ki, bilim adamları en güçlü bilgisayarlarla bile sonuca ulaşamadılar. ( www.sciam.com ; Michael Dickinson, Scientific American, Solving the Mystery of Insect Flight, June 2001) Bunun üzerine bilim adamları, uçan böceklerin bir tür modelini çıkarttılar. Bu model, sineğin boyutlarından daha büyüktü ve kanatlarını daha yavaş çırpıyordu. Bu modelle yapılan analizlerle böceğin etrafında oluşan hava akımları ve kuvvetleri ölçüldü. Sonuçta şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşıldı. Böceğin kanadını çırpma yönünü gösteren resimler. Böcekler kanatlarını öne arkaya hareket ettirirler. Böcek kanadını öne çırparken, kanadın üstü yukarı bakar, arkaya çırparken ise kanadın altı yukarı bakar. Yapılan ölçümlerde, bu kompleks kanat çırpma tekniği ile, kanada yapışık sabit bir girdap oluştuğu tespit edilmiştir. Ön kenar girdabı adlı bu girdap, kanadı yukarı doğru emen bir kuvvet oluşturur. Bunun neticesinde böcek havalanır. Uçan Böceklerin Bilim Adamlarını Şaşırtan Sırrı Bilim adamları böceği taklit ederek oluşturdukları modeli analiz ettiklerinde şu bulgulara ulaşmışlardır: Sineğin kanat hareketleri neticesinde büyük bir girdap oluşmaktadır. Bu girdap kanadın üstüne ilişik vaziyettedir. Girdap neticesinde kanat yüzeyine dik bir emme kuvveti meydana gelmektedir. Sonuç olarak da böcekte hem yükselme hem de sürükleme kuvveti oluşmaktadır.( Dickinson, M.H. (2006) Insect Flight. Current Biology 16, 309-314) Böceklerin uçmasına sebep olan ana kuvvet budur. Ancak yapılan araştırmalar, başka kuvvetlerin de varlığını göstermektedir. Uçan böcek, bu kuvvetleri de uçmak ve manevra yapabilmek için kullanmaktadır. Bir tenis topunun dönmesi sırasında topun yukarı dönüşlü veya aşağı dönüşlü olmasına göre top alçalır ya da yükselir. Yukarı dönüşlü toplarda topun arka yüzeyinde olan bir nokta yukarı doğru hareket eder. Ondan sonra aşağıya doğru hareket eder. Aşağıya dönüşlü toplarda ise bunun tam tersi bir hareket olur. Tenis topları örneğinde olduğu gibi hareket eden cisim, dönüş yönüne göre alçalıp, yükselebilir. İşte uçan böcekler, bu prensibi ustalıkla uygularlar. Kanatlarını öne arkaya hareket ettirirken aynı anda kanatlarının dönme yönünü değiştirirler.( http://www.sciam.com/2001/0601issue/0601dickinson.html; Michael Dickinson, Scientific American, Solving the Mystery of Insect Flight, June 2001) Dönüş hızının kanat çırpma hızına göre geç veya erken oluşu, böceğin alçalmasına veya yükselmesine sebep olur. Böcek eğer kanadı geç döndürürse kanadın ön kenarı hareket yönüne göre öne hareket etmiş olur. Böylece tıpkı yukarı dönüşlü top örneğinde olduğu gibi, kanada aşağıya doğru bir kuvvet uygulanır.( A.g.e.) Hatta böcek iki kanadın dönüş hızlarını farklı tutarak sağa sola manevraları ustalıkla yapar. Çünkü bir kanada yukarı doğru bir kuvvet uygulanırken diğer kanada aşağıya doğru bir kuvvet uygulanır. Bu da böceğin dönmesine sebep olur. Böceğin rahat uçabilmesi için iz yakalama adlı bir yol daha vardır. (Dickinson, M.H. (2006) Insect Flight. Current Biology 16, 309-314) Burada da incelikli bir hesap vardır. Bir gemi suda hareket ederken gerisinde direnci azalmış su bölgeleri bırakır. Böcekler de kanat çırpmaları sayesinde, havada direnci azalmış izler bırakırlar. Böceğin kompleks kanat çırpma biçimi bu izleri kullanarak ustalıklı bir şekilde yükselip alçalmasını sağlamaktadır. Görüldüğü üzere böcekler kompleks hesaplar yapabilmekte ve bunu mükemmel bir şekilde kullanarak uçabilmektedirler. Elbette ki sineklerde tecelli eden bu yüksek akıl, Allah’ın hayranlık uyandıran sanatlarından biridir.
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah’ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)

Karotenoidler: Bitkileri Güneşten Koruyan Kalkanlar

Etrafımızda çeşit çeşit, renk renk çiçekler sebze ve meyveler yer alır. Bu bitkilere renklerini veren özel bir madde vardır: Karotenoid... Karotenoidlerin görevi sadece bitkilere renk vermekle de sınırlı değildir. Bu gözle görülemeyecek kadar küçük moleküller, aynı zamanda bitkileri güneşe karşı bir kalkan gibi korurlar. Sürekli Güneş’in altında, hiçbir korumaları olmadan yaşayan bitkiler nasıl olup da Güneş’ten zarar görmezler? Karotenoid bitkilerde ve bazı diğer fotosentetik mikroorganizmalarda (yosunlar, bazı mantarlar ve bazı bakterilerde) bulunan ve bitkilere sarı, kırmızı ve turuncu renklerini veren pigmenttir. 600’ün üzerinde bilinen karotenoid vardır. Bitkiler, foton yakalayan moleküller olan klorofil ve karotenoid yardımıyla güneşten enerji toplarlar. Eğer bitkiler çok fazla Güneş’e maruz kalırlarsa, bu moleküller idare edebileceklerinden daha fazla enerji emerler ve bitkiyi yok edecek bombalar üretirler. Bu da göstermektedir ki, çok fazla Güneş, insanlar için olduğu gibi bitkiler için de zararlı olabilir. Fakat yanmayı önlemek için, Yüce Rabbimiz bitkileri olağanüstü derecede kompleks bir iç savunma mekanizmasıyla yaratmıştır. Bu muhteşem sistemle Güneş’in zararlı ışınlarına karşı korunmak için bitkiler adeta elektrikli bir güneş perdesi kullanmaktadırlar.
Zararlı Güneş Işınını Bitkiden Uzaklaştıran Kablolar

Arizona eyaleti Biodesign Enstitüsü’nde gerçekleştirilen bir araştırma sonucunda bitkilerin fazla güneş enerjisinden nasıl kurtulduklarının cevabı bulunmuştur. Bitkiler bunun için meyve ve sebzelerin sarı renklerinden sorumlu moleküller olan karotenoidleri kullanırlar. Her biri 2.8 nanometre uzunluğunda olan karotenoidler, bir insanın saç telinin genişliğinden yaklaşık 10.000 kez daha küçük olan kablolardır. Bu noktada biraz düşünmekte fayda vardır. Bir bitkinin yanmaktan korunması, zararlı güneş ışınının saç telimizden 10 bin kez daha az bir genişliğe sahip kablolardan geçerek uzaklaştırılmasıyla mümkün olmaktadır. Karotenoidler Nasıl Çalışıyor?

Araştırmacılar daha önceleri ışınlardan koruma sırasında karotenoidlerin işlem sürecinde bir elektron kaybederek oksitlendiği veya değiştiğini düşünmüşlerdi. Oysa yapılan yeni araştırma, bu moleküllerin kendileri oksitlenmeden elektron formundaki güneş ışınını kendi içlerinden geçirerek karşıya taşıdıklarını gösterdi. Yani birer kablo gibi çalışan bu muhteşem moleküller, bu işlemleri gerçekleştirirken kendileri oksitlenmemekteydiler. Bilim adamları ıspanak yapraklarında da var olan bu sistemin, neredeyse üzerlerinden geçen bulutlara bile tepki verecek kadar hassas olduğunu ve bunun doğadaki nano ölçekteki mükemmel mühendislik örneklerinden biri olduğunu belirtmektedirler. Ancak bu noktada bilim adamlarının hala cevaplayamadıkları bir soru vardır: Bu kadar narin ve ince bir kablo, nasıl olup da Güneş’in zararlı ışınlarından etkilenmemekte, yanıp kül olmamaktadır? Hiç kuşkusuz bu muhteşem yapı da, çok aşamalı olan bu olayın piktosaniye (saniyenin trilyonda biri) hatta femtosaniye (saniyenin milyarda birinin milyonda biri) gibi olağanüstü kısa zaman aralıklarında gerçekleşmesi de Yüce Rabbimiz’in muhteşem yaratma sanatının apaçık delillerindendir. Yüce Rabbimiz’in yarattığı bitkilerde iman edenler için ayetler olduğu bir Kuran ayetinde şöyle haber verilmektedir: “O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.” (Enam Suresi, 99) Karotenoidlerin Çiçeklerin Üremesindeki Önemi Nilüferler suyun üstünde açan çiçeklerinde bulunan polenlerini taşıtmak için beyaz renge duyarlı olan kınkanatlıları kullanırlar. Nilüferlerin üremesinde ilginç olan yön bu beyaz rengin üreme gerçekleştikten hemen sonra karotenoidler sayesinde pembeye dönüşmesidir. Çiçeğin renginin değişmesi kınkanatlılar için, çiçeğin başka bir böcek tarafından döllendiği ve poleninin bittiği anlamına gelmektedir. Bu örnekte olduğu gibi çiçeğin renginin karotenoid yardımıyla değişmesi hem bitkinin hem de üremeye yardımcı olan canlının yararınadır. Çiçeklerinin rengi değişen bitkiler, çiçekleri genç olduğunda üremeye yardımcı olan canlılara bol miktarda nektar ikram ederler. Çiçekler yaşlandıkça yalnızca renklerini değiştirmekle kalmaz, ayrıca daha az nektar barındırırlar. Böylece bu canlılar nektarı olmayan veya az miktarda nektarı olan, bu yüzden de rengi değişen meyvesiz bitkilere gitmeyerek enerji tasarrufu sağlamış olurlar. Kuşkusuz bu durum Yüce Allah’ın üstün aklının ve kusursuz yaratma sanatının ince detaylarından biridir. Çünkü bitkinin ne kendi varlığından, ne de sahip olduğu mucizevi işlemlerden haberi vardır. O, sahip olduğu her özelliği planlayan, kainattaki her şey gibi kendisini de yaratmış olan ve her an yaratmaya devam eden Allah’ın kontrolündedir, ki bu gerçeği de Kuran’da Yüce Allah bizlere bildirmektedir: “Bitki ve ağaç (O’na) secde etmektedirler.” (Rahman Suresi, 6) Yüce Allah’ın Kullarına Sunduğu Bir Nimet: Karotenoidlerin Sağlık Üzerindeki Etkisi Newcastle Üniversitesi’nden Diyetisyen Dr. Tracy Burrows ve meslektaşlarının yaptıkları bir araştırma, karotenoidlerin -havuçtaki betakaroten gibi-, vücuttaki hasarlı hücreleri tamir ettiğini ortaya koymuştur. Tüm meyve ve sebzelerde bulunan bu maddenin kanda yüksek seviyede bulunması hastalık riskini azaltmaktadır. Bu maddenin bitkilerde bol miktarda bulunması ve beslenme yoluyla insanlara ulaşması, kuşkusuz Yüce Allah’ın rahmeti ve kullarına bahşettiği çok özel bir nimettir. (abc.net.au/science/articles/2008/11/28/2432604.htm)
 

Design in CSS by TemplateWorld and sponsored by SmashingMagazine
Blogger Template created by Deluxe Templates